Kadın Psikolojisi

Kadın Psikolojisi, Kadın Psikiyatrisi

Depresyonun Belirtileri

 

Depresyondaki kişi de sık gördüğümüz özellikler vardır.

  • “Eğer öyle yapsaydım”, ya da “keşke öyle olsaydı” diyerek kendinizle ilgili olumsuz etiketlemeler de bulunursunuz. Kendinizi değersizleştirirken diğer yandan da yaşamı yaşanacak kadar güzel olmayan bir konuma getirirsiniz.
  • Bardağın sürekli boş tarafını görme.
  • Çok üzülme
    Yazinin tamamini oku →

AŞK

 

1.Aşk nedir? Sevgi nedir? Tutku nedir?

Tutku kişinin tek bir kişiye odaklanması bu kişi olmadan yaşantısının devam edebileceğini kabul edemez. Tutku içinde cinselliği de barındırır. Tutku kişiyi karşısındakine köle eder.

Sevgi; Kişinin karşısındaki kişiyi önemli ve değerli olarak algılayıp bu ilişkinin devamı için çaba harcamasıdır.

Aşk ilginin tek bir kişiye odaklanması âşık olan kişi odaklanan kişiyle ilgili bir kurgulama yapar ve kurgulamayı karşısındakine yansıtır. Yaşantısında en önemli kişi haline âşık olduğu kişi haline gelir.


Yazinin tamamini oku →

Depresyon ve Terapi

Depresyonu etkileyen en önemli faktörlerden biri hayat şartlarıdır. Hayatınızda sizleri nelerin mutsuz ettiğini, karamsarlaştırdığını görür ve bunları değiştirme gücüne sahip olduğunuzun farkına varmak çok önemlidir. Bu da rahatsızlığın tekrarlamasını önleyecektir. Bu nedenle psikoterapi son derece önemlidir. Psikoterapinin tedaviye diğer katkısı hastanın yakından takibi ve tanınması ilaç tedavisinin düzenlenmesini kolaylaştırmakta, danışanın tedaviye katkısını arttırmaktadır. Psikoterapiyle tedaviye ailenin de katılımı sağlanarak ailenin de hastalıkla bilgi sahibi olması, destekleyici yaklaşımı sağlanır. En önemli nedenlerden biri de son yıllarda yapılan tüm çalışmalarda depresyonun tedavisinde terapinin kullanılmasının oldukça etkili olduğunu göstermiştir.
Yazinin tamamini oku →

Psikolojik Destekli Diyet

 

1.) Psikolojik destekle diyet programinin içerigi nedir?

Diyet yapmak kısa sürede ve hızlı bir şekilde kilo vermek anlamına gelmemektir. Psikolojik diyetin iki farklı boyutu vardır. Birincisi sağlıklı beslenmeyi öğrenerek yavaş kilo vermektir.  Yeme alışkanlığı doğumla birlikte başlar ve süreç içinde pekişir. Bebeklikten itibaren oluşan yeme alışkanlıklarımız vardır. Bazılarımız hızlı  ve yemekleri seçerek tüketiriz. Bazılarımız ise daha yavaş ve uzun süreli masa başında vakit geçiririz. 

Sevdiğimiz yemekleri yemek ve bunların uyandırdığı tatmin duygusu tekrar o yiyeceğe yönelmemize neden olmaktadır. Özellikle de bebeklikten itibaren çocukların hoşuna giden yiyecekleri onlara sıklıkla vererek veya yiyeceklerle onları mutlu etmeye yönlendirerek yemeğe özel bir anlamda kazandırırız.   Buda beslenme alışkanlıklarımızı oluşturur. Beslenme alışkanlığını etkileyen diğer bir factor de beslenmeyi görerek öğrenmemiz.  Öğrenilen bu alışkanlıklar yetişkinlikte de devam eder. Psikolojik diyetle amaçlanan kişinin beslenme alışkanlıklarının değişmesidir.  Amaç diyet süresince kilo vermek değil, yaşam biçimi edinmektir.
Yazinin tamamini oku →

Farkına Varmadan Kendimize ve İlişkilerimize Zarar Veriyoruz.

 

-İstediğimiz şeylerin sorumluluğunu üstlenip, bunlarla başa çıkabileceğimizi ayırt etmeden karar aldığımızda..

-Başarı, para peşinde koşarken kendimize neler yaptığımızı görmediğimizde.

-Karşımızdakini de kendimiz gibi gördüğümüzde.

-Birini affetmeyip sürekli bize yaptıklarını içimizde yaşattığımızda.

-Sahip olduklarımızın yaşamımıza kattıklarına ve bizim için önemine bakmadan hep daha iyisine yada tarifleyemediğimiz heyecan arayışlarına girdiğimizde.

-Tartışabilmek yerine; kavga etmek yada sessizliği tercih ettiğimizde.

-Sıkıntılarımızın nedeninin karşımızdaki kişi olduğunu, bizden kaynaklanmadığını düşündüğümüzde.(Kendimize toz kondurmadığımızda..)

-Kendi duygularımızdan konuşmayı güçsüzlük gibi algıladığımızda.

-Karşımızdaki kişiyle ilgili herşeyi bildiğimiz yanılsamasını yaşadığımızda. Bu yanılsamanın etkisiyle onu yönetebileceğimize, istediklerimiz yaptırabileceğimize inandığımızda.

-İsteklerimize ulaşmak için duygularımızı hatta kendimizi yok sayarak harekete geçtiğimizde.

-En önemli duygumuzun aşk olduğunu sanıp aslında yaşadığımız bizi zorlayan ve iyi hissettiren diğer duyguları önemsemediğimizde.

-Kendimizi acımasızca yargıladığımızda; Karşımızdaki kişiyi yargılayarak dinlediğimizde.

-Kendimizi değerli görmemizin etiketlere bağlı olduğunda. (uzman, eş,anne..)

-Tek bir kişiyi yaşamımızın merkezine koyduğumuzda.

-Dünyanın bizim etrafımızda döndüğüne inanıp çevremizde olan her olayı kendimizle ilişkili sandığımızda.

-Karşımızdaki için birşey yapmayı koşula bağladığımızda.

-Hata yaptığımızı kabullenemediğimizde. Hatalarımız için hep bir neden bulduğumuz yada birini sorumlu tuttuğumuzda.

-Bunların farkında olduğumuzu söylememize ancak iç huzurumuz olmamasına, kendimizi iyi hissetmemize rağmen  çözüm arayışına girmediğimizde.

Yaşamımızdaki sorunların nasıl, ne şekilde olduğunu biliyorsak bunlarla nasıl baş edebileceğimizi de biliriz….

Uzm.Psk. Zehra Erol 

 

 

İlişkilerdeki büyük sorun;Anlaşılamamak

  Kadın erkek ilişkilerinde en fazla dile getirilen sorunlardan biri anlaşılamamak..Aslında tüm insan ilişkilerini de kapsayan bir problem. Söylüyorum anlamıyor mu? Başka nasıl söyleyebilirim ki? Söylediğimi duydu ama yine kendi bildiğini yapıyor. Artık tahammülüm kalmadı sanki ben yokmuşum gibi davranıyor. Bu ifadelerin her biri aslında kişinin duygularını da yansıtıyor.
Yazinin tamamini oku →

KAYIPLAR SONRASI YAŞAM

İstanbul üniversitesinde derslerine zevkle katıldığımız çok sevdiğimiz hocamız Doç. Dr Gülsen Kozacıoğlu kendi kayıpları sonrasında yaşadıklarını “Kayıplar Sonrası Yaşam” çalışması içinde net bir şekilde anlatmıştı. “On yıl gibi bir süreç içinde kan bağlarım olan yakınlarımın büyük bir kısmını kaybettim. Annem, babam, dayım, teyzem hem meslektaşım ve arkadaşım olan Güney ve eniştem. Fazla bir kayıp. Uzun haftalar, aylar, yıllar sonsuzmuş gibi gelen bir boşluk yaşadım. Hiçbirşeyle dolmuyordu o boşluk. Ancak zamanımın onlarsız geçen yanlarını doldurmaya çalıştım. Zaman içinde ard arda olaylar, insanlar, yaşamın onlarsız olan kısımlarını mozaik gibi doldurmaya başlamışlardı. Ama ben gene onları istiyordum, onları arıyordum. Yaşam mozaiğimin vazgeçilmez taşlarıydı onlar. Bir yazarın dediği gibi;o günler güller gibiydi ve her güzel şey gibi bitti. Başka güzel günler olacaktır, ancak ne var ki “o güller” bir başkaydı. ” Ne kadar içten yazılmış ve açık bir yazı. Belli bir süreç bağ kurduğunuz yaşamınızı paylaştığınız insanların yokluğunun yarattığı boşluğu ne kadar samimiyetle anlatmış. Ne çok kayıp …..


Yazinin tamamini oku →

DÜŞ KIRIKLIKLARI, SAVUNMALAR VE FANTAZİ KURMA

Bir danışanım Starwars I’i 13 defa, Starwars II’yi 11 kez, Starwars III’ü 14 kez izlediğini söylemişti. Her defasında büyük bir heyecanla izlediğini oradaki heyecanı kendisinin de yaşadığını anlatmıştı. Her seyrettiğinde büyük bir haz alıyor ve tekrar izlemek istiyordu. Başka bir danışanım da Sevgi Fırtınası ve Kayıp Yüzük  filmini defalarca seyrettiğini bu iki filimdeki  umudun ve sevginin anlatılış şeklinin kendisini adeta büyülediğini anlatmıştı. Hatta zaman zaman gün içinde kendisinin  etrafında oluşan olayları içeren, benzer temaları olan  hayaller kuruyordu.


Yazinin tamamini oku →

Yaşamın Kontrolü..

Çocukluğumuzdan itibaren davranışlarımızın hangi sonuçlar oluşturacağı ve bu sonuçların hangilerinin bizim davranışlarımızdan kaynaklandığı, hangilerinin ise bizim dışımızdaki nedenlere dayandığı konusunda beklentiler geliştiririz. İç denetim odağı kişinin kendi ve çevresini kontrolü altında hissetmesine işaret eder. Dış denetim odağında ise kişi yaşadıklarının sonucunu kendi dışındaki nedenleredayandırır. Örneğin; Eşiyle tartışmış ve sonucunda tüm günü berbat geçmişse sorumlusu eşidir. İşleri iyi gitmemişse kader böyle istemiştir. Şansı yaver gitmediği için aldığı borçları ödeyememiştir. Özellikle yaşamını kader, şans, başka insanlar, toplumun yönlendirdiğine inanan insanlar için yaşam oldukça zordur. Çünkü bu kişiler;
Yazinin tamamini oku →

BAŞKALARINI SUÇLAMAK ve AFFETMEK

 

Çocukluk ya da ilk gençlik yıllarında aile içinde yaşanan çeşitli olaylar bizi farklı şekillerde etkiler ve şimdi kim olduğumuz bu yaşantılarla bağlantılıdır. Ailemiz, arkadaşlarımız ve içinde yaşadığımız kültür çeşitli duygu ve davranışlara yönelik inançlarımızı etkiler. Ancak, bazen insanların rahatlayabilmesi için inanç sistemlerini değiştirmenin bir yolunu bulması önemli olabilir.

Suçlama bir sorunu sürdürmenin en iyi yoludur. Başkalarını suçlayarak tüm gücünüzü onlara yöneltirsiniz. Çoğunlukla hayatınızı zora sokan çözümsüz çatışmalara tutunursunuz. Ancak, bazen öyle bir noktaya gelinir ki, öfkeli duyguları terkedip kendinize acımayı bir kenara bırakmanız gerekebilir. Kendi hayatınızın kontrolünü ele geçirmek istiyorsanız sorunlarınız ve duygularınız nedeniyle başkalarını suçlamayı bırakmalısınız. Başkalarını suçlamak harekete geçme becerinizi elinizden alır.
Yazinin tamamini oku →